Istanbul Istanbul

IstanbulIstanbul

Avrupa’ya açılan kapı, Osmanlı’nın başkenti, Anadolu’ya giden yol İstanbul, tarihi ve turistik öğeleri ile tam bir cennet. Hisarlar, camiler, kiliseler, doğal güzellikler; ne ararsanız bu kentte.

Anadolu ve Avrupa kültürünün kaynaştığı İstanbul’da, Pay-i tahtın mehter yürüyüşü ile başlayan ritim kültürü günümüzde dansın tarihçesini oluşturuyor. Saraylarda düzenlenen eğlencelerde kılıç kalkan oyunları, oryantal ve çeşitli halk oyunları sergileniyor. Geleneksel mirasın yanında günümüzde modern dans türlerini de bünyesine katan bu metropolde yüzlerce kurs ve okul dans severlere kültürümüzün öğelerini öğretmeye devam ediyor. Zeybekten sambaya, tangodan sirtakiye yeteneklerinizi sergileyebileceğiniz dans dersleri mevcut. Dans kursu fiyatları da her bütçeyi kapsayan kriterlere göre belirleniyor.

Dans gecelerinde Boğaz’a karşı ritimlere ayak uydurmak, yarışmalarda kendinizi sınamak istiyorsanız dans kurslarına kaydınızı yaptırmalısınız.

İlk Türk Dans ve Müzik Okulu – Osmanlı Musiki ve Raks Cemiyeti

Türkiye'de Dansın Yeri

Türkiye’de Dansın Yeri

Türkiye’deki Dansın Hikayesine Osmanlıda dans ile başlayalım. Sarayda onlarca cariyeden oluşan yerel orkestralar eşliğinde raks eden harem kızları, oğlanları, çengiler ve köçekler vardı.  Osmanlı padişahlarının Avrupa ziyaretlerinin ve görüştükleri müzisyen ve dansçıların etkisiyle 16 ve 17.yy’larda vals bile yaptıkları bilinmektedir. Ancak Osmanlı’nın son dönemlerinde saray dışında bazı kurumlarda da öğretilmeye başlanınca sorunlar başgöstermiştir. Kadınlarla erkekler birlikte ya da partnerli dans etmeleri kabul edilemez denmiştir. 1919’da Şeyhülislam’ın yazısı ve devamında alınan karar ile Osmanlı Musiki ve Raks Cemiyeti kapatılmıştır.

Dans en eski iletişim aracı, evrensel bir dildir.

Daha temeline Türkiye de dansın tarihine indiğimizde; Ülkemizde bulunan, neolitik çağdan kalan tüm kaya resimlerinde dans eden figürler tasvir edilmiştir. Bugün bu tarihsel mirasın takipçişi, çok köklü bir dans kültürünün üzerinde oturuyoruz. Akla gelebilecek her temayı içeren çok zengin bir halk dansları koleksiyonuna sahibiz diyebiliriz. Türklerde dans çok eskilerden beri süregelen bir gelenek bir kültür bir süreçtir.

Atatürk ve Dansa verdiği değer…

Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın ardından gerçekletirmeye çalıştığı kültür devriminde dansa da özel önem vermiştir. Dönemin popüler dansları o zamanlar ülkemizde yaşayan gayrimüslimler tarafından uygulanırken Atatürk, bu kültürün Türkiye’deki gençler tarafından da öğrenilmesi için öncülük etmiştir.

Atatürk Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu gibi yapılanmalarla birlikte Halkevleri’ni kurarak ülkedeki binlerce halk dansı figürünün derlenmesini de önermiştir. O dönemin ünlü sporcu ve halk bilimcilerinden Selim Sırrı Tarcan’a uluslararası etkinliklerde dans etmesi için koreografi siparişi bile verilmiştir. Atatürk, Tarcan’dan “Milli hususlarımızı gösteren bir dans dizayn ederek” günlük kostümlerle dans etmesini istemiş; Tarcan’da, buna karşılık ünlü “Sarı Zeybek” ve “Tarcan Zeybeği” danslarını yaratmıştır. Selim Sırrı, Paris’te 1924’te Olimpiyat Oyunları’nda zeybek oynamıştır.

Ardından bu dansın formunu Atatürk’ün istediği şekle de getirip Mualla Hanım ile birlikte icra etti. Amaç, kadınların erkeklerle aynı anda beraber zeybek oynayabilir olmalarını sağlamaktı.

“Zeybek oyunu, her içtimai salonda kadınlarla beraber oynanabilir ve oynanmalıdır.”

Bu zeybek dansının ardından Mustafa Kemal, Selim Sırrı bey ve Mualla Hanım’dan bir de şehir elbiseleri ile dans etmelerini istemiştir. Selim Sırrı, koreografisinin Atatürk’e ithaf etmiş ve ilk kez kadınlarla birlikte icra edilen bu dansı, “Atatürk’ün içtimai hayatımızda kadına verdiği mevkii düşünerek bu küçük eseri vücuda getirdim” diyerek gerekçelendirmiştir.

Atatürk dansı ülkenin kültürel yaşamına sokmayı da hedefleri arasına almıştır. Cumhuriyet balolarında tüm politikacıları dans etmesine teşvik etmiştir. Takiben, Cumhuriyet baloları ülkemizin ilk “batı dansı” atölyelerine dönüşmüştür. Dönemin klasik salon dansları bu sayede ülkemizde tanınmıştır.

Aradan geçen yıllar, Türkiye’nin modernleşme atılımı yaptığı yıllardı. Yeni eğlence anlayışı, batılı kalıplarla büyük kentlere hakim olmuştu. Halkta kendi yaratımlarını, kendi kültürel aktarımlarını zenginleştirerek sürdürdü. Her türlü hakim ifade biçiminin karşısına yarattığı folklor değerleriyle çıkan halk, birbirinden güzel eserler yaratarak yanıt verdi.

Türkiye halkı dans eden, dansı seven bir halk…

Dans kültürü genlerinde var. Hem derin tarihsel birikim, hem etnik çok renklilik, hem de coğrafi farklılıklar çok kültürlü bir dans karakteri ortaya çıkarmıştır. Ege’de ağır ve mağrur, Trakya’da kıvrak karşılamalar, Karadeniz’de hızlı horonlar, doğuda aşiret kültürünün etkisi ile omuz omuza uygulanan oyunlar tek tip bir karakter dansı tarifini zorlaştırmıştır.

Anadolu’nun renkliliği çeşitliliği danslarına da yansımıştır

Günümüzde ise, globalleşen dünyaya uyum sağlayan Türkiyemizde sadece halk oyunlarımız değil, tüm dünya dansları icra edilmektedir. Sadece büyük şehirlerde değil neredeyse tüm şehirlerimizde irili ufaklı dans kursları bulunmaktadır. Bu dans kursları sayesinde Türk halkı salon danslarından, latin danslarına, Hiphop dansından, Swing’e kadar istediği merak ettiği her dansı dolayısıyla kültürü öğrenmektedir.

Neredeyse her kültürün kendine özgü bir dansı vardır.
Dans ile uğraşmak bir nevi farklı kültürleri tanımaktır.

İlgili Linkler: Dans, Kültürdür Atatürk & Dans Bakışı

Puan: star_normalstar_normalstar_normalstar_normalstar_normal - Toplam 1 değerlendirme

1 Yorum

  1. Salih Coşkun
    Salih Coşkun

    Türkler dans kültürünü eski tarihlerden beri yaşamış ama yaygınlaşması geç olmuş. Bu konunu üzerine düşmüş olsaydık şu anda tüm dünyayı etkileyebilirdik sanki…

    15:29 de 21 Ağustos 2014 Cevapla

Yorum Yaz